Beyoğlu’nda kaybolmak isteyeceğiniz anlar
Bazen insan şehri yeniden keşfetmek için en turistik yerlerden uzaklaşmak zorunda kalıyor. Beyoğlu tam da bunu sunuyor. İstiklal Caddesi’nin kalabalığından iki adım öteye geçince bambaşka bir dünya başlıyor. Daracık sokaklar, eski apartmanlar, kapı önlerinde oturan teyzeler ve birden burnunuza çarpan ıslak boya kokusu… İşte bu Beyoğlu arka sokakları.
Geçen hafta yine oralardaydım. Kameramı boynuma astım, elimde bir fincan Türk kahvesi, saatlerce yürüdüm. İnsanları izledim. Dükkanları dinledim. Ve anladım ki asıl İstanbul burada saklanıyor.
Sokakların kendi ritmi var
Çukurcuma’dan başlayıp Cihangir’e doğru yürürken ilk dikkatimi çeken şey sesler oldu. Bir yerlerden eski bir teyp çalıyor, belki de Sezen Aksu. Az ileride bir tamirci “Abi bu radyo da tamir olmaz” diye bağırıyor. Karşı apartmanın balkonundan bir kadın “Çocuklar akşam yemeğe gelin” diye sesleniyor. Bu sesler birbirine karışınca ortaya muhteşem bir şehir atmosferi çıkıyor.
Kaldırımlar kırık. Ama o kadar samimi ki. Her çukurda bir anı var sanki. Bir ara durdum, sigaramı yaktım. Karşıdaki eski Rum evinin penceresinden bir kedi bana bakıyordu. Göz göze geldik. O da benim gibi meraklıydı galiba.
Çukurcuma’nın büyüsü
Antikacılar sokağına sapınca zaman duruyor resmen. Dükkanların önünde eski gramofonlar, tozlu plaklar, 70’lerden kalma lambalar duruyor. Sahipleri genellikle kapının önüne sandalye atıp oturmuş, çay içiyor. Sohbet ediyorlar. Sen de yanlarından geçerken “Hoş geldin” diyorlar. Hiç yabancı hissetmiyorsun.
Burada mahalle yaşamı hâlâ çok güçlü. Herkes birbirini tanıyor. Bakkal amca “Oğlum bugün taze simit geldi” diye sesleniyor. Köşe başında oturan emekli öğretmen her sabah aynı bankta gazete okuyor. Bu rutinler insana garip bir huzur veriyor.
Cihangir’de bohem ruh hâlâ yaşıyor
Yokuşu tırmanınca Cihangir’e varıyorsun. Burası biraz daha bohem, biraz daha asi. Duvarlar graffiti dolu. Bazıları çok yaratıcı. Bazıları da sadece “Buradayım” diyor. Kafeler küçük. Masalar kaldırıma taşmış. Her masada en az bir dizüstü bilgisayar var. Yanında da filtre kahve.
Burada yaşayanlar genelde genç. Sanatçı, yazar, müzisyen… Ama mahalleliyle de çok iyi anlaşıyorlar. Apartman görevlisiyle muhabbetleri ayrı, bakkalla muhabbetleri ayrı. Bu uyum çok hoşuma gidiyor.
Arka sokaklarda yiyecek ve içecek durakları
Aç kaldığında nereye gitmeli? Benim favorim Galata’ya inerkenki o küçük kokoreççi. Sabahın köründe açılıyor. İşçiler, taksiciler, geceden kalan gençler… Hepsi aynı sırada. Tadına doyum yok.
Biraz daha lüks arıyorsan Cihangir’deki gizli bahçeli kahvelere uğra. Fiyatlar turist yerine göre değil. Yerel halkın da gittiği mekanlar. Özellikle öğleden sonra git. Hem manzara hem muhabbet muhteşem oluyor.
Fotoğraf çekmek için en iyi zaman
Arka sokakları fotoğraflamak istiyorsan sabah erken saatleri tercih et. Işık çok yumuşak oluyor. Sokaklar da daha sakin. Öğlen vakti gölgeler sertleşiyor, insan kalabalığı artıyor. Akşam ise başka bir güzellik çıkıyor ortaya. Sokak lambaları yanınca her şey daha romantik görünüyor.
Ben özellikle yağmurlu günlerde bayılıyorum. Islak kaldırım taşları, yansıyan ışıklar, şemsiyeli insanlar… Tam bir İstanbul sokakları manzarası.
Mahalle sakinleriyle sohbet etmek
En keyif aldığım şeylerden biri de insanlarla konuşmak. Bir keresinde 80 yaşındaki bir amcayla iki saat muhabbet ettik. Bana Beyoğlu’nun 60’lı yıllardaki halini anlattı. O zamanlar buralar nasılmış, kimler gelip gidermiş… Dinlerken gözlerim doldu resmen.
Böyle sohbetler seni sadece bilgilendirmiyor, o mahalleye ait hissettiriyor. Tavsiyem şu: Korkma, selam ver. İnsanlar genelde çok sıcakkanlı.
Neden hâlâ Beyoğlu?
Çünkü burası değişiyor ama ruhu hâlâ aynı. Evet, bazı eski binalar yenileniyor. Evet, turist sayısı arttı. Ama hâlâ o arka sokaklarda eski İstanbul’u hissedebiliyorsun. Hâlâ kapı önlerinde nargile içen amcaları, pencereden sarkan çocukları, köşe başındaki simitçiyi bulabiliyorsun.
Eğer sen de şehri gerçekten hissetmek istiyorsan, kalabalıktan uzaklaş. Haritayı kapat. Sadece yürü. Burnunun gittiği yere git. Bir sokak hoşuna gittiyse sap. Bir dükkanın vitrini ilgini çektiyse dur ve bak.
İstanbul seni bekliyor. Hem de en samimi haliyle.
Son bir tavsiye
Yanına rahat ayakkabı al. Bol su taşı. Ve en önemlisi: acele etme. Beyoğlu arka sokakları aceleye gelmez. Onlar yavaş yavaş açılır sana. Sen de yavaş yavaş âşık olursun.
Şimdi kalkıp bir kez daha oralara gitmek istiyorum. Belki sen de gelirsin?