İstanbul’un eski mahallelerinde dolaşırken…
Her sabah Kadıköy’den kalkıp karşı yakaya geçtiğimde, sanki zamanı geri sarıyorum. İstanbul eski mahallelerinde hâlâ yaşayan o gelenekler, o hikayeler insanı büyülüyor. Balat’ta daracık sokaklarda yürürken, kapı önlerinde oturan teyzelerin bakışlarını hissediyorsun. Sanki seni yıllardır tanıyorlar. İşte tam da bu his için severim bu şehri.
Küçük bir kahve alıp Fener’in yokuşlarını tırmanırken, burnuna karışan kokular var. Deniz, ıslak taş, taze simit ve biraz da nane. Her köşe başı bir hikaye anlatıyor. Bazıları eski Rum evlerinin kapı tokmaklarından, bazıları ise asırlık çınarların altında oynayan çocuklardan.
Sokaklarda Yaşayan Gelenekler
İstanbul’un eski mahallelerinde gelenekler hâlâ capcanlı. Mesela Bayram sabahları. Herkesin kapısı açık olur. Komşu komşuya selam verir, çocuklar ellerini öpmeye gider. Bu ritüel o kadar doğal ki, kimse “neden” diye sormaz. Sadece yaparlar.
Bazı sabahlar Üsküdar’ın arka sokaklarında gezerken, bir teyzenin evinin önüne çıkardığı siniyi görürsün. Üstünde taze pişmiş poğaça, çaydanlık ve küçük bardaklar. “Oğlum gel çay iç” der. Hiç tanışmasan bile. Bu şehirde misafirperverlik hâlâ en güçlü geleneklerden biri.
Hikayesi Olan Mahalleler: Balat ve Fener
Balat’ta yürürken rengarenk boyanmış evlerin arasında kaybolursun. Bir ara sokağa sapıyorsun, birden bir Rum kilisesi çıkıyor karşına. Yaşlı bir amca oturuyor kapıda. Konuşmaya başlıyorsun. Anlatıyor; burada eskiden Rumlar, Türkler, Ermeniler yan yana yaşarmış. “Kavgamız olmazdı” diyor, gözleri doluyor. O an anlıyorsun ki İstanbul eski mahalleleri aslında bir mozaik.
Fener’in yokuşlarında ise başka bir hava var. Eski konakların balkonlarından sarkan sardunyalar, aşağıda oynayan çocuklar… Sesler karışıyor. Bir yandan ezan, bir yandan martı sesleri. Tam bir İstanbul senfonisi.
Komşuluk İlişkileri ve Kapı Önleri
En çok özlediğimiz şey belki de bu. Kapı önlerinde kurulan sohbeter. Akşam ezanı okunduktan sonra herkes sandalyesini alır, sokağa çıkar. Konu komşu muhabbeti başlar. Kiminin derdi torunu, kiminin damadı. Ama hepsi bir arada.
Bazen susarlar. Sadece denizi dinlerler. Bu sessizlikte bile bir bağ var. Mahalle yaşamı dediğin tam da bu işte. Birlikte susabilmek.
İstanbul Sokaklarında Kaybolmak
Şimdi size bir tavsiye vereyim. İstanbul’a geldiğinizde, turistik yerleri gezdikten sonra mutlaka eski mahallelerin içine dalın. Haritayı kapatın. Telefonu cebe koyun. Sadece yürüyün.
Sultanahmet’ten çıkıp Zeyrek’e doğru inin. Oradaki eski ahşap evleri görün. Bazıları eğrilmiş, bazıları restore edilmiş. Ama hepsinin bir hikayesi var. Belki o evde bir dede büyütmüş beş çocuğunu. Belki bir nine orada çeyizini işlemiş.
Çocukken mahallemizde her akşam birinin evinde toplanırdık. Bazen tavla oynanır, bazen sadece çay içilirdi. Şimdi o günleri düşünüyorum da… Aslında İstanbul eski mahallelerinde yaşayan gelenekler tam da bu samimiyette gizli.
Yemek Kültürü ve Paylaşım
Mahalle aralarında dolaşırken kokusu burnunuza çarpan yemekler yok mu? Bir evden gelen taze bamya kokusu, diğerinden ıspanaklı börek… Kimse “ben yaptım, siz yemeyin” demez. Tabağı doldurur, komşuya gönderir.
Bu paylaşım kültürü hala yaşıyor. Özellikle Ramazan aylarında iftarlarda. Herkes bir şey pişirir, ortaya koyar. Sofralar kurulur sokaklara. Bu manzarayı görünce içiniz ısınır.
Değişen ve Değişmeyen Yanlar
Tabii her şey aynı kalmıyor. Yeni apartmanlar yükseliyor eski evlerin yerine. Ama hala direnen mahalleler var. Mesela Kuzguncuk. Orada zaman daha yavaş akıyor sanki. Kahvehanelerde yaşlılar tavla oynuyor, gençler bisikletle geziyor.
Bazı sokaklar o kadar sessiz ki, kendi ayak sesinizi duyuyorsunuz. Sonra birden bir horoz ötüyor. Şehir içinde köy gibi.
Son Söz Yerine
İstanbul eski mahallelerinde yaşayan gelenekler ve hikayeler bitmiyor. Her köşe başında yeni bir tanesiyle karşılaşıyorsunuz. Belki de bu yüzden bu şehre doyamıyoruz.
Siz de bir dahaki sefere programınızı bozun. Popüler mekanları değil, o dar sokakları seçin. Bir kapı önünde oturan nineyle sohbet edin. Belki size kendi gençliğinden bir hikaye anlatır. Belki de bir bardak çay ikram eder.
İstanbul sizi bekliyor. Ama asıl İstanbul, turist rehberlerinde değil. Tam da o eski mahallelerin içinde, kapı önlerinde, çamaşır iplerinin arasında gizli. Gitmek size kalmış.
Küçük bir not: Yanınıza mutlaka rahat ayakkabı alın. Çünkü bu şehir yürümek için var. Ve sakın acele etmeyin. En güzel hikayeler, yavaş yürüyenlere anlatır kendini.